| İBADETTE IKI TEMEL ESAS |
|
|
|
| CAFER KIRTAY tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 06 Åžubat 2012 00:32 |
|
 İBADETTE IKI TEMEL ESAS İzahını yapmaya çalışacağımız konumuzun mevzusu, bir ibadetin kabul edilmesi için gerekli olan şartlar nelerdir? Bu konuda nelere dikkat edilmelidir? neleri yapıp ve nelerden uzak durulmalıdır bunun üzerine olacaktır.
uygulamalar toplumumuzda eksik değildir. Bunun içindir ki bizde günümüz nisbetinde siz değerli kardeşlerimizi bu gün bu konuda bilgilendirmeyi gaye edindik. Ta ki konu ile alakalı görmüş olduğumuz bir münkeri neh-yetme veya konu ile alakalı bir ma'rufu emretmede üzerimize düşeni yerine getirelim. İsterseniz önce, "İbadet" kavramının gerek lugavi ve gerekse ıstılah! manasını izah edelim. Lügat oLarak İBADET: Boyun eğmek, Kulluk etmek, İtaat etmek m anasındadır. İstılahi olarak ise; İBADET: Allah'u Azze ve Celle'yi Rububiyetinde, İsim ve sıfatlarında, uluhiyetinde birlemek için, Allah'a bu kelime altında takdim edilen her şeydir. Daha kısa bir ifadeyle, "Allah'ın sevdiği her şeyle iştigalin adı ibadettir". Namaz, zekat, oruç, hac ibadet olduğu gibi, korkma, umma, sığınma, tevekkül, dua bütün bunlar da yine ibadet kapsamına girer. Bilindiği gibi bir şeyin ibadet olabilmesi için onun şer'i bir çizgide olması gerekir. Bu da, kendisinde iki şartmyanyana gelmesiyle müm-kündür. Birincisi: "....İhlash bir şekilde sadece Allah için-.yapılmalı". İkincisi: "..... Resulıülah (sav)'in tarifi üzere bize bildirdiği şekilde Allah'a takdim edilmelidir. Binaenaleyh, hiç kimse Allahtan başkası adına ibadet etme yetkisine sahip olmadığı gibi, Yine aynen de Allah rasulü (sav)'in gösterdiği sökün dışında hiç kimse Allah'a vacip veya müst«hab olarak ibadet etmek hakkına sahib değildir. İslam'da sahih bir niyetin önemi kadar yine, sahih bir amelin de önemi vardır. İslam'a ait sahih bir amelin halis bir niyet olmadan kabul edilmediği gibi, halis bir niyetle yapılan amellerde, sünnet'e uymadığı müddetçe kabul edilemez. O halde bütün inanıyorum diyenlerin bu önemli iki noktayı kavramaları ve her konuda olduğu gibi bu konuda da "Ki tap ve Sünnet'i" örnek almaları gerekir. Biz ilk önce, iyi niyetle yapılan harhangi bir amelin sahih sünnet'te yeri yoksa bunun reddolunacağını izah etmeye çalışalım. Bunun birinci, ve en açık delili Allah resulü (savun şu hadisierdidir: Aişe (ra)'dan; Resulullalı (sav) söyle buyurdu: "Kini bizim şu işimizin (dinimizin) içinde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merthıtdur". "...Her kim bizim emrimize uymayan bir amel işlerse o amel merdutdur" (Müslim 5 c. 1718 n.) Zikre dilen b u hadi si şerifte açıkça görüldüğü gibi, yapılan her hangi bir amelle alakalı insanın elinde bir delil yok ise, iyi niyetle de işlemiş olsa, o amel kabul görmeyip reddolunacaktır. Yani, iyi bir niyetle t? ameli islemesi yeterli değildir. Çünkü, İslam dini insanlara niyet olarak sunulan bir din değildir. İslam dini, iyi bir niyetle beraber sahih bir amelin yan yana gelmesini şart koşmuştur. , Peygamberlerin (Allah'ın selamı üzerlerine olsun) gönderiliş gayelerine azıcık olsun vukufiyeti olanlar bilirler ki, onlar sadece insanalrm niyetlerini değiştirmek için gönderilmemiştir. Bununla beraber gönderildiği insanların içerisinde bulundukları yolu, yaşam tarzlarını ve amellerini de değiştirmek için gelmişlerdir. İnsanların sadece iyi niyete sahip olmaları yeterli olmuş olsa idi, Allah'ı ra/ı etmek istemelerine rağmen şirke ve küfre düşen ehli Kitab'a veya kabirlerde yatan salih insanlara saygı ve ta'zimde bulunurlarken: "Bizim kötü bir niyetimiz yoktur" "....Biz bu (kabirde yatanlara) ibadet etmiyoruz. Biz bunlara sadece bizi Allah'a daha fazla yaklaş-tırsınlar diye bunlan vasıta ediniyoruz..."(Zümer 3) diyen mekkeli müşriklere peygamber gönderilrtıezdi. Çünkü mekkeli müşrikler -ayette de belirtildiği gibi- iyi bir niyetle, Allah rızası için bir şeyler yapıyorlardı. Ama ne yazık ki, niyetlerinin halis olması onlara bir faide sağlamadığı gibi, onları müşriklikten de kurtarmadı. Neden? Çünkü, işlemiş oldukları ameller (kalbi olsun, fiili olsun) Allah'ın onlardan istediği ameller değildi. "....Bana yaklaşabilmeniz için kabirlerde (türbelerde) yatan salih insanları vesile edinin..." diye Allah onlara bir emir yollamamıştı. Artık şurası iyi anlaşılması gerekir ki, insanların niyetlerinin halis olması, yaptıkları çirkin icraatlarının meşruluğuna delâlet etmez. Yine aynı şekilde, Ebu İsrail denilen bir kimsenin, güneşin altında beklemek suretiyle, iyi bir niyetle Allah'a itaat ettiğini zannediyordu. Fakat Allah Resulü (sav) bu kimseyi yapmış olduğu bu şeyden menetmiştir. Çünkü, her ne kadar bir amel iyi niyetle de yapılsa, o amel sünnete uygun olmadığı sürece kabul görmeyecektir.(Buhari 14 c.6572.s). Hulasa, zikredilen delillerden anlaşıldığı gibi, Allah indinde kabul görecek bir amelin sadece samimi bir niyetle yapılması yeterli görülmemiş, bunun bir de salih sünnet'e göre olması şart koşulmuştur. Artık, Kitap ve Sünn,et'ten bu konuda uzak durup bir takım' bidat ve hurafelerle dinini yaşamaya^alısanlarm "Bizim kötü bir niyetimiz yoktur" diyerek, hatta, "Amaller niyetlere göredir" hadisini de tezgahlarına malzeme kullanarak hala sünnete muhalif amellerle uğraşırlarsa, bu kendilerini haklı çıkarmayacağı gibi, yaptıkları amelleri de kabul görmeyecektir. Kullandıkları hadisi şerifin gerçek manasını da inşaallah konunun bundan sonraki bölümünde anlatmaya çalışacağız. Bakalım, onların anladıkları manada hadisi şerif "Niyetiniz iyi olsun da hangi ameli nasıl isterseniz öylece yapın" mı diyor, yoksa bu hadisin gerçek manası nedir. Sözün özü; "İyi niyetli olduklarını iddia edip de kendilerine: "Mustakilen iyi niyet insana faizde vermez" diye anlatmaya çalıştığımız bu tip insanlar hala aynı şeyde İsrar ederlerse, kusura bakmasınlar bu niyetlerine biraz zor kavuşurlar. Tabiri caizse: "Niyeti Erzuruma gitmek olan bir kimse sırtını Erzurum'a dönüp de Bursa'ya doğru ilerlerse, kusura bakmasın o insanın iyi niyeti onu Erzurum'a götürmeyecektir. Niyeti Erzurum'a gitm ek olan bir insanın, yöneleceği yol da Erzurum yolu olmalıdır". Binaenaleyh, niyetleri Allah nzası olan kimselerin yönelecekleri yol da Resulullah (sav)'in takip ettiği yol olmalı dır. Yani, yapacağı bir amelde Allah'ın n/.asını düşünürken, bir de o amelin şeklinin, şemalinin Resulullah-ın uyguladığı şekle uymasına gayret göstermelidir. İşte şuurlu bir müslüman bu noktada durmalı ve tefekkür etmelidir. Acaba Allah'ııjlrazı olması için, hangi yolu takip etmeliyim. Yine, acaba Rasulullah'm tarif edip yaşadığı o yolu nasıl bulabilirim, diye bunu kendisine dert edinmelidir. Evet, mevzunun ikinci bölümünde ise, "Amelleri düzgün olup da niyetleri bozuk olanlardan" bahsedeceğiz. İşte burada, şeriatın bu konudaki kaidesini ortaya koyan en önemli delillerden birisi olan "....Ameller ancak niyetlere göredir" hadisidir. (Buhari l c. 143 s.) Bu hadisi şerif ve bunun vürud sebebi akıllıca gözönünde bulundurulursa işlenen amellerin kıymet ve değeri veya başka bir tabirle onların kabul veya reddi, niyetin halis olup olmaması ile alakalıdır. İslam'a ait bir amel bozuk bir niyetle işlendiği zaman asla kabul görmeyecektir. Namaz, zekat, hacc, oruç, cihad gibi islami amelleri yerine getirmeye çalışan bir insan, bu amelleri halis bir niyetle yapmıyorsa işlediği bu amellerin herhangi bir faidesini göremeyecektir. Resulullah (sav)'in yanında ve onunla birlikte cihad gibi yüce bir ameli yerine getirmesine rağmen niyeti, Medi-nedeki hurmalıklarını korumak olan kişinin öldürülüp cehenneme yuvarlanması buna bir örnektir. Ve yine, Resulullah(sav)ve ashabı ile birlikte hicret gibi güzel bir ameli yerine getirmesine rağmen niyeti, Medine'ye kendinden önce giden kadına kavuşmak olan kişinin Allah ve Resulü tarafından kınanması ve hicretinde Allah'a ve Rasulune değil, o kadına olması yine buna bir örnektir. Bu kişiler görünüşte büyük bir fedakarlıkla savaşıp hicret etmelerine rağmen niyetleri, Allah ve Resulü için değil de Medine'deki hurma!jk ve kadm olduğu için bu amellerinin karşılığını görememişlerdir. Yani, işlenen ameller zahiren göründüğü şekliyle sünnete uygun da olmuş olsa, niyethalıs olmadığı müddetçe o amel kabul görmeyecektir. (Müslim 6. c. 1907 n.) O halde, bir çoğumuzun ağızlarından düşürmediği: "....Ameller niyetlere göredir..." hadisi çok iyi anlaşılması gerekir. Çünkü, yîîkarıda zikrettiğimiz gibi bu ibarenin gölgesine sığınarak bir çok çarpık ameller işleyenler kendilerini haklı zannetmektedirler. Oysa ki hadisi, vürud sebebi ile .birlikte ele alıp biraz olsun onun üzerinde düşünme zahmetine katlanırsak, durum hiç de zannedildiği gibi çıkmayacaktır. ".. .Bilindiği gibi hicret, Mekke'den Medine'ye, Allah'ın izni ile bir yolculuğun adıdır. O insanlar, (Allah kendilerinden razı olsun) o kadar uzun ve meşakkatli bir yolu Allah rızası için yürüdüler. Yine Allah rızası için yoldaki eziyet ve korkulara göğüs gerdiler. Neticede salih bir niyet ve Allah rasulü ile birlikte yapılan bir yolcu- luk Allah yolunda bir hicret kabul edilmiştir. Ama içlerinden bir kişi aynı yolu yürümesine rağmen ve yine aynı eziyet ve meşakkate katlanmasına rağmen onun hicreti Allah'a ve Resul üne olmadığı, dolayısıyle bundan bir ecir almayacağı da bildirilmiştir. Neden? Çünkü, diğer insanlarla aynı eziyet ve meşakkatlere katlanmasına rağmen bu insanın niyeti halis değildi. Bu insan kendisinden önce Medine'ye giden bir kadına kavuşmakiçin o kadar yolu yürüdü. Dolayısıyla o insanın hicreti Allah'a ve Resulüne değil de o kadına olduğu bildirildi..." Yine aynı? şekilde, şu üç sınıf insanın halleri de bu konu hakkında açık delillerdendir. ".. .Bilindiği gibi Allah rasulü (sav) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:".... Kıyamet gün ünde aleyhinde ilkönce hükm olunacak insanlar şunlardır: 1) Şehid olmuş ki msedir. O, huzura getirilir de Allah ona ulan nimetlerini anlatır. O da mazhar olduğu butun nirnetl eri tanır. Kendisine: -Bunimetlere karşı sen ne amel işledin? diye sorar. O kul: - Senin yolunda cihat ettim, nihayet şehid edildim der. Allah - Sen yalan söyledin! bilakis sen cüretlidir denilmek (ne güzel kılıç sallıyor, desinler) diye muka-tele ettin ve bu da sana denildi buyurur. Sonra emir verilir de bu kimse yüzü üzerinde sürüklenir, nihayet cehenneme atılır. 2) Sonra muhakemesi görülecek bir diğer insan da ilim öğrenmiş, öğrendiğini başkasına öğretmiş ve Kur'an okumuş olan kimsedir. O da getirilir. Allah (cc) ona da kendisine verdiği nimetleri anlatır. Bu kimse de nimetleri tanıyıp itiraf eder. Allah (cc) ona da: - Bunca nimetlere karşı sen ne yaptın? diye sorar. O kul: - İlim öğrendim, onu başkalarına da öğrettim ve aenin rızan için Kur'an okudum der. A!lah-u Azze ve Celle ona da: - Sen yalan söyledin! Bilakis sana Alim desinler desinler diye öğrendin. Ne güzel Kur'an okuyor" desinler diye Kur'an okudun ve bunlar da sana söylendi, (artık ne istiyorsun) Ve Allah (cc) emir verir de o kul yüzünün üstüne sürüklenerek cehenneme atılır. 3) Sonra muhakemesi görülecek kimse Allah'ın kendisine ni'metleri bollaştırdığı ve her çeşit maldan ihsan eylediği kimsedir. Bu da getirilir ve Allah (cc) ona da nimetlerini hatırlatır, o da bu nimetleri hatırlayıp itiraf eder. Allah ona da: - Bu nimetler içinde ne amel işledin? diye sorar. O kul: - Hakkında infak edilmesini istediğin hiç biryol bir akmadım da bütün bu yollarda senin rızan için infak eyledim der. Allah (cc): - Yalan söyledin. Bilakis sen bu infak ve harcamaları, "Bu adam ne cömerttir" desinler diye yaptın ve bu da sana denildi, buyurur. Sonra emir buyururlar da o kimse yüzü Üzerine sürüklenerek cehenneme atılır". (Müslim 6 c.1905) Buhadis'i şerifte Öngörüldüğü gibi, yapılan ameller görünüşte sünnete uygun amellerdir. Yani, bu insanların savaş ortamında düşmana karşı kılıç sallamaları, ilim öğrenip insanlara ilim öğrenmeleri, kazandijfîn maldan infakedip harcama yapmaları ibadetin birinci şartıdır. Lakin, yapmış oldukları bu sahih şekiller Allah indinde kabul görmemiştir Neden? Çünkü bir ibadetin kabulü İçin gerekli olan İkinci şart o yapılan ibadetlerde mevcut değildir. Yani yapmış oldukları amellerde ihlas, samimiyet, halis bir niyet mevcut değildir. İşte bu hadisler bizlere "...Ameller niyetlere göre karşılık görecektir..." kavramını güzel izah etmiş olmalıdır. Yoksa zamanımızda olduğu gibi birçok çarpık ameller işleyip de buibaronin altına sığınmak, islami bir anlayış olmadığı gibi, yapılan ameller de makbul bir amel olmadığı iyi anlaşılmalıdır. O halde bütün inanıyorum diyenlerin bu önemli noktayı çok İyi kavramaları her konuda olduğu gibi bu konuda da "Kitap ve Sünnet"! örnek almaları gerekir. Çünkü, yaşadığımız bu ortamın delilsiz körü körüne hareket eden müslüm ani arın, gerçekten böyle bir şuura şiddetle ihtiyaçları vardır. Değişik İslam anlayışlarının hakirn olduğu bir çok cemaatler, bu anlayışlarından dolayı yan yana gele-memekte, dolayısıyle bir birlerine düşman kesilmektedirler. Her ne kadar bütün cemaatler iyi niyet de taşısalar ki, hüsnü zanmmız budur. Onların iyi niyetleri yanyana gelmelerini aslâsağlamıyacaktır. Gelseler dahi bu, Allah-u Azze ve Celle'nin biraraya gelinmesini istediği ve emrettiği bir camaat olmayacaktır. İlerisini düşünen basiretli müslü-manlar, işi baştan sağlama bağlayan kimseler olmalıdır. Yoksa, Bir çoğumuzun yaptığı gibi "Aman Sayımız çoğalsın da inşaallah ilerde DU ihtilafları oturup çözeriz" diyenler olunma malı dır. Böyle düşünenlere bazı bölgelerdeki yaşanan olaylar ders vermelidir. :    İnsanın, yan yana gelerek, el ele vererek oluşturacağı cemaat fertlerinde arayacağı tek şey "TEVHİD" olmalıdır. Bu temeldir ve en önemli aranacak vasıftır. Artık bundan sonraki mes'eleler ise bundan daha aşağı seviyede ve ayrılığa da sebeb olacak bir derecede değildir. Ama unutmayın ki, bu aklı başında, tevhidi iyi anlayıp kavrayanlar için geçerlidir. Yoksa nice tevhidi anladığını söyleyenler bir iki furuattaki ihtilaftan dolayı arayı açıp selamı dahi kesmektedirler. Allah-u Azze ve Celle'den bizleri bu gibi maraza düşürmemesini niyaz ediyor, böyle tavır sergileyenlere de yine rabbimin anlayış vermesini istiyorum. Ve en Önemlisi de, bu gibi durumlara düşmeden önce, gerek inandığımızın ve gerekse uyguladığımız delillerini iyi bilmemiz ve bulmamız gerekir. Rabbimizden onun rızasına muva-fık ibadetler işlememizi niyaz ediyorum. |