| CUMA NAMAZI VE TEKFİRCİLERE CEVAP |
|
|
|
| EBU MUAZ el ÇUBUKABADİ tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 20 Åžubat 2012 23:10 |
|
 Cuma Namazı Hakkında Bir Şüphenin Cevabı
Â
![]() Şüphesiz hamd Allah içindir, O’na hamd eder, O’ndan yardım ister ve O’ndan bağışlanma dileriz. Nefsilerimizin ÅŸerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınırız. Allah kimi hidayet etmiÅŸse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırmışsa onu hidayet edecek yoktur. Åžehadet ederim ki Allah’tan baÅŸka (ibadete layık hak) ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Yine ÅŸehadet ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür. "Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran; 3/103) "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoÄŸru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da maÄŸfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluÅŸla kurtulmuÅŸ olur." (el-Ahzâb; 33/70-71) Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan ÅŸey bidattir ve her bidat sapıklıktır. Her sapıklık ta ateÅŸtedir. Mesele: Türkiye’de tekfir düşünceleriyle bilinen gruplardan bazı kimseler, Allah’ın müslümanlara farz kıldığı Cuma namazının Türkiye ve benzer ülkelerde farz olduÄŸunu inkar ederek Allah’ın dininde yeni bir hüküm koymaya çalışmaktadırlar ki bu bir küfür, Cuma namazını terk etmeleri ise diÄŸer bir küfürdür. Zira Cuma günü Allah Cuma namazını farz kılmıştır, o gün meÅŸru bir mazereti olmadan Cuma namazını terk eden kimsenin öğle namazı kılması caiz deÄŸildir. Namazın terki ise küfürdür. Bunun üç sefer tekrar etmesi halinde bunu iÅŸleyen kimsenin kalbinin münafıklıkla mühürleneceÄŸi sahih hadislerde net bir hüküm olarak bildirilmiÅŸtir. Böylesine önemli olan bu konuda sitemizde Cuma Namazı ile ilgili hükümlere dair defaatle yazılar yayınlanmıştır. Dileyen yazı arÅŸivinden ulaÅŸabilir. Bu kısa yazımızda ise bu mevzuyla ilgili olarak hala gündemde tutulmaya çalışılan “Cuma namazının Mekke döneminde farz kılındığı halde, orada islam devleti olmadığı için Cuma namazı kılınmadı” iddiasına dair bir şüphe inÅŸaallah açıklığa kavuÅŸturulacaktır. Muvaffakiyet Allah’tandır. Ebu Muaz el-Çubukâbâdî Cuma namazı ne zaman farz kılındı? “Dârekutni’nin İbn Abbas'tan rivayet ettiÄŸi hadise göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisi Mekke'de cuma kıldıramamış ve onlara (açıklayamamıştı). Fakat daha sonra, Mus'ab b. Umeyr radıyallahu anh'e şöyle yazdı: "Yahudilerin cumartesi günleri toplanıp Zebur'u açıp okudukları güne bak. Sizler de kadınlarınızı ve oÄŸullarınızı toplayın, cuma günü gündüzün ortasından itibaren meyledince, zeval vaktinden sonra iki rekatla Allah'a ibadet edin." Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye hicret edinceye kadar, ilk cuma namazı kıldıran zat, Mus'ab b. Umeyr'dir. Mus'ab, cuma günü öğleyin zeval vaktinde cuma namazı kıldırdı ve böylece emri yerine getirmiÅŸ oldu.” Darekutni’nin Sünen’inde bu rivayet mevcut deÄŸildir. İbn Receb, Darekutni’nin Efrad’ında olduÄŸunu sanıyorum demiÅŸtir. Suheylî, Ravdu’l-Unf’te (2/253) Darekutni’nin isnadını zikretmiÅŸtir. Es-Salihi ed-DımeÅŸki ve İbn Receb şöyle derler: “Bunun senedinde Ahmed b. Muhammed b. Galib el-Bahili adlı bir ravi vardır. Bu zat hadis uydurmakla itham edilmiÅŸtir.”[1] Nitekim hafız İbn Receb bu rivayete uydurma der.[2] Bu metin mürsel olarak meÅŸhur olmuÅŸtur. Ebu Arube el-Harrani'nin Kitabu'l-Evail’inde rivayet ÅŸu ÅŸekildedir: "Bize Hâşim b. el-Kasım, ona da İbn Vehb, ona da İbn Cüreyc, ona da Süleyman b. Musa rivayet ettiÄŸine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), sözkonusu mektubu Mus'ab'a yazdı."[3] Abdurrezzak, Muhammed b. Sîrîn'den şöyle rivayet etmiÅŸtir: Medine halkı, Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), oraya hicret etmeden ve Cuma âyeti inmeden önce cuma namazı kılmıştır. Ensâr şöyle demiÅŸti: "Yahudilerin yedi günde bir toplanıp ibadet ettikleri özel günleri var. Hıristiyanların da öyle. Haydi biz de kendimiz bir araya gelerek Allah'ı zikretmek, namaz kılmak ve şükretmek için bir gün ayıralım." Bunun için el-Arube gününü seçtiler. Bu maksatla Es'ad b. Zurâre'nin evinde toplandılar. Es'ad onlara, o gün namaz kıldırdı. Allah Teâlâ bundan sonra ÅŸu âyeti indirdi: "Ey iman edenler! Cuma günü namaza çaÄŸrıldığınız (ezan okunduÄŸu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koÅŸun" (Cuma, 9).[4] Hafız (İbn Hacer) şöyle demiÅŸtir: Bu rivayet her ne kadar mürsel olsa da, hasen bir isnatla ÅŸahidi vardır ki bunu Ebu Davud ile İbn Mâce rivayet etmiÅŸ, İbn Huzeyme de Sahih’inde yer vermiÅŸtir. Bu üçü ve baÅŸkaları Ka'b b. Mâlik'ten ÅŸunu rivayet ederler: "Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), Medine'ye gelmeden önce, bize ilk cuma namazı kıldıran Es'ad b. Zurare'ydi."[5] İbn Sirin'in mürseli, bu sahabilerin, cuma gününü aralarında içtihat ederek seçtiklerini göstermektedir. Fakat bu duÂrum, o günü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in vahiy yoluyla bilmesine ve onlara bildirmiÅŸ olmasına engel teÅŸkil etmez.”[6]diyerek, İbn Sîrîn’in yukarıdaki haberine son derece mâkul bir bakış açısı geÂtirmekte ve haklı olarak bu görüşü fazla isabetli görmemektedir. Nasıl isabetli olsun ki, ensarın kendi kafalarına göre daha önce farz olan öğle namazını terkedip onu iki rekat Cuma namazıyla deÄŸiÅŸtirmelerine ÅŸeriat müsaade eder mi? Bu rivayet sahih kabul edildiÄŸi takdirde ÅŸu sonuçlar çıkar: 1- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Cuma namazını farz kılan ayet inmeden önce Medine’de bulunan sahabelere bir gün seçip o günde iki rekat namaz kılmalarını emretmiÅŸtir. Cuma namazının Mekke’de farz kılındığı görüşünde olan alimlere göre, Mekke’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve müslümanların bunu ikame edecek imkanları olmadığı için kılamamışlardır. Ancak ileride geleceÄŸi üzere sahih deliller, Cumanın Medine’de farz kılındığını göstermektedir. 2- Medine’de bulunan sahabeler bu ibadetin gününü içtihatlarıyla belirlemiÅŸlerse, ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu içtihadı onaylamasıyla yürürlük kazanmıştır. 3- Bu manadaki rivayetler Cuma namazı için devlet ya da halife ÅŸartına dayanak olamaz. Zira Daru’l-Harb sayılan Medine’de bulunan sahabelerin de devleti yoktu. Mus’ab b. Umeyr radıyallahu anh davetçi sıfatıyla Medine’ye geldiÄŸinde  Hazrec kabilesi reislerinden Useyd b. Hudayr ve Sa’d b. Muaz gibi kimselerin kılıçlarıyla karşılaÅŸmışlardı. Buna raÄŸmen o, Müslümanları Sad b. Hayseme’nin evinde gizlice biraraya toplayarak onlara Cuma namazı kıldırıyordu.[7] Bazı kimseler de, beÅŸeri kanunların uygulandığı ülkelerde yaÅŸayan müslümanların köle hükmünde oldukları gibi garip ve hakikatten uzak bir görüş dile getiriyorlar! Durum böyle olsaydı, baÅŸta Nebi sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere bütün sahabenin Mekke devrinde kendilerinden köle diye bahsetmeleri, medine’li müslümanların da Cuma kılmamaları gerekirdi. Osman radıyallahu anh muhasara altında iken Ali radıyallahu anh’ın insanlara Cuma namazını kıldırmış olması[8] da halife ya da onun Cuma için izin vermesi ÅŸartının geçersizliÄŸini gösterir. Malik, Ebu Cafer el-Kârî’den rivayet ediyor: “Osman radıyallahu anh’ın evini kuÅŸatan isyancıların lideri, fitne günlerinde Cuma namazının vakti gelince insanlara namaz kıldıracak bir imam aramak üzere çıktı. Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’nın yanına gitti. O da dedi ki: “Sen öne geç ve namazı kıldır. Zira Cuma namazı da öğle namazı gibi farz-ı ayn olan ibadetlerdendir. Bu yüzden bu konuda imamın (devlet baÅŸkanının) izni ÅŸart deÄŸildir. o da diÄŸer namazlar gibi bir namazdır”[9] Kufe valisi Velid b. Ukbe birgün Cuma namazına gelmediÄŸi için İbn Mesud radıyallahu anh onun izni olmaksızın Cuma namazını kıldırmıştır. Medine valisi Said b. El-As Medine dışına çıktığı zaman herhangi bir izin sözkonusu olmaksızın Ebu Musa el-EÅŸari Cuma namazını kıldırmıştır.[10] Cuma sûresinin dokuzuncu âyetini teÅŸkil eden "Ey iman edenler! Cuma günü namaza nida edildiÄŸi (ezan okunduÄŸu) zaÂman hemen Allah'ı anmaya gidin . Alış veriÅŸi bırakın. EÄŸer biÂlirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma 9) mealindeki âyet, yukaÂrıda iÅŸaret edildiÄŸi gibi Cuma namazı ile ilgili hükümleri beyân ettiÄŸinden ötürü Cuma âyeti diye meÅŸhur olmuÅŸtur. Bu âyetin içerisinde yer aldığı sûre'ye de âyette geçen Cuma lafzından dolayı Cuma sûresi ismi verilmiÅŸtir. îbn Yesâr hâriç bütün âlimlere göre sûrenin tamâmı Medîne'de nazil olmuÅŸtur. îbn Yesâr, sûrenin Mekke'de nazil olduÄŸunu iddia etmiÅŸse de, Buhârî ve daha baÅŸka muhaddislerin rivayetlerinde sabit olduÄŸu gibi, sahih olan görüş Medîne'de nâzil olduÄŸu görüşüdür. Sûrenin ilk sekiz âyeti hicretin 7. yılında muhtemelen Hayber fethi esnasında yahut ondan bir müddet sonra nazil olmuÅŸtur. Buhârî, Müslim, Tirmîzî, Neseî ve îbnü Cerîr'in Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayetlerine göre Ebû Hureyre şöyle demiÅŸtir: "Cuma Sûresi nazil olduÄŸu zaman biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yaÂnında oturuyorduk. Sûre inince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu okudu. Nihayet: "ve onlara katılmamış olanlar" kavline gelince bir adam kendisine "Bize katılmayanlar kimlerdir, Ya Rasûlallah deÂdi”[11] Buhârî'nin rivayetinde ise Ebû Hureyre "Ben: 'Bize katılmayanlar kimlerdir? Yâ Rasûlüllah dedim'diyerek suâli soraÂnın kendisi olduÄŸunu belirtiyor. Ebû Hureyre, Hudeybiye Müsâlâhasından sonra ve Hayber'in fethinden önce müslüman olmuÅŸtur. Hayber ise İbnü Hişâm'a göre Hicrî 7. senenin Muharrem, İbn Sa'd'a göre cemâziyelevvel ayında fetholunmuÅŸtur. Böylece sûrenin ilk seÂkiz âyetinin hicretin 7. yılında nazil olduÄŸu kesinlik kazanmış oluyor. Bu sekiz âyeti tâkibeden son üç âyet ise, hicretten kısa bir süre sonra nâzil olmuÅŸtur. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geÂliÅŸinin beÅŸinci günü Cuma namazı kılmış ve Cuma namazı için hutbe okunurken vukû'a gelen bir olay üzerine bu âyetler nazil olmuÅŸtur. Câbir b. Abdillah radıyallahu anhuma'dan rivayete göre bu olay ÅŸu ÅŸekilde cereyan etmiÅŸtir. Câbîr der ki: "Bir Cuma günü peygamÂber sallallahu aleyhi ve sellem ayakta hutbe îrâd ederken Medine'ye bir kervan geliÂverdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı, hemen ona doÄŸru sökün ettiler. Netîcede yanında on iki kiÅŸiden baÅŸka kimse kalmadı. Kalanlar içerisinde Ebû Bekir ile Ömer de vardı. Bunun üzerine Cuma süresindeki ÅŸu âyetler nazil oldu : "Ey iman edenler ! Cuma güÂnü namaz için nida edildiÄŸi zaman hemen Allah'ı zikre gidin. Alış veriÅŸi bırakın. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. NaÂmaz bittikten sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın fazlından (rızık) arayın. Allâh'ı çok zikredin ki, kurtuluÅŸa eresiniz. Onlar bir ticâret ve eÄŸlence gördükleri vakit seni ayakta bırakarak ona koÅŸuÅŸtular. De ki, Allah katında olan, eÄŸlenceden de ticâretten de hayırlıdır. Allah nzık verenlerin hayırlısıdır.” (Cuma 9-12) Buhari, Müslim ve daha baÅŸka muhaddislerin muhtelif sahâbîlerden rivayet ettikleri bu haber, söz konusu âyetlerin Medine'de nazil olduÄŸunun açık delilidir. Bu rivayetler yukarda geçen Ebû Hureyre hadisiyle birlikte mütâlâa edildiÄŸinde, Cuma sûresinin tamamının Medine'de nazil olduÄŸunda hiç bir şüphe kalmamış olur. Zira bunların akÂsini gösteren sahih bir haber mevcut deÄŸildir. [1] Subulu’l-Hedyi ve’r-ReÅŸad (3/334) bkz.: Siyeru A’lamin-Nubela (13/283) Ebu Davud Ahmed b. Muhammed b. Galib hakkında: baÄŸdadın deccali demiÅŸtir.
[2] İbn Receb, Fethu’l-Bari (5/330)
[3] Ebu Arube, el-Evail (54-55) burada iki rivayet zikreder ki ikisi de mürseldir.
[4] Abdurrazzak (3/159) Fethu’l-Bari (2/414) Telbhisu’l-Habir (4/517) ravileri güvenilir olup mürseldir.
[5] Fethul Bari (2/355) İbn Hacer hasen demiştir.
[6]Â Fethul-Bari (2/214)
[7]Â Bkz.:Ebu Davud, Mesailu Ahmed (s.56-57)
[8] İbn Munzir, el-Evsat (6/23) Musnedu’ÅŸ-Åžafii (267); Malik (1/179) İbn Hibban (8/364) Mehamili, Emali (184) Firyabi Ahkamu’l-İydeyn (63) İbn Åžebbe, Tarihu Medine (2124) İbn Mulakkin sahih demiÅŸtir: Bedru’l-Munir (4/686)
[9] Malik, (salatu’l-iydeyn no:128) İbn Asakir (65/348) Beyhaki Marife (4/418) bkz: Fethu’l-Bari (2/222)
[10]Â Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-munir (28/208)
[11] Îbn Hacer, Fethu'I-Bârî (8/510) Tirmîzî (5/385-6)
|