| TEVESÜL İSTİANE VE İSTİGASE |
|
|
|
| son üç cüzün tefsiri tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 20 Åžubat 2012 23:35 |
|
Â
SAKİN BİR TARTIŞMA
Kaynak: www.tafseer.info Son Üç Cüzün Tefsiri
İsmi Abdullah olan bir adam, Abdunnebi isimli bir adamla karşılaÅŸtı. Abdullah, ‘peygamber kulu’ anlamına gelen Abdunnebi ismini beÄŸenmedi ve kendi kendine şöyle dedi: Bir kimse Allah’tan baÅŸka birine nasıl ibadet eder? Sonra Abdunnebi’ye hitap ederek şöyle dedi:
Sen Allah’tan baÅŸkasına kulluk eder misin?
Abdunnebi: Hayır, ben Allah’tan baÅŸkasına kulluk etmem . Ben Müslimanım. Sadece Allah’a kulluk ederim.
Abdullah: O halde hıristiyanların Abdulmesih ismini kullanmaları gibi nedir bu isim?
 Hıristiyanların bu ismi kullanmalarında bir gariplik yok. Çünkü onlar zaten Mesih isa’ya tapıyolar. Senin ismini duyan bir kimsenin aklına ilk olarak senin peygambere kulluk ettiÄŸin düşüncesi gelecektir. Halbuki bir Müslimanın peygamberi hakkındaki inancı bu deÄŸildir. Bilakis Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem‘in Allah’ın kulu ve elçisi olduÄŸuna inanması gerekir.
Abdunnebi: Fakat peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, insanların en hayırlısı ve peygamberlerin efendisidir. Biz teberrüken ve onun Allah katındaki makamı ve yeri ile Allah’a yaklaÅŸmak için bu ismi kullanırız. Bununla peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den ÅŸefaat isteriz. Bunu garip karşılama. Çünkü kardeÅŸimin ismi Abdülhüseyin, ondan önce babamın Adürresul’dür. Bu isimleri kullanmak eskiden beri insanlar arasında yaygındır. Biz atalarımızı bu ÅŸekilde bulduk. Bu meseleyi büyütme. Konu basittir. Din kolaydır.
Abdullah: bu, birincisinden daha büyük baÅŸka bir kötülüktür. Bu Allah’dan baÅŸkasının gücünün yetemeyeceÄŸi bir ÅŸeyi Allah’tan baÅŸka birisinden istemektir. İstenen kiÅŸi ister Peygamber’in bizzat kendisi olsun, İsterse onun dışında Hüseyin gibi baÅŸka bir salih kiÅŸi olsun fark etmez. Çünkü bu bizim emrolduÄŸumuz  tevhide ve La ilahe  illallah’ın manasına aykırıdır. Bu meselenin önemi ve bu ÅŸekilde bir ismi kullanmanın sonuçlarını sana açıklamak için sana bazı sorular soracağım. Haktan ve hakka tabi olmaktan, batıl beyan etmek  ve batıldan sakınmaktan, iyliÄŸi tavsiye edip, kötülükten vazgeçirmekten baÅŸka bir gayem yoktur. Allah’tan yardım istenir ve O’ na tevekkül edilir. Güç ve kudret sadece yüce Allah’tan dır. Fakat bundan önce sana Allah’ın ÅŸu ayetlerine hatırlamak istiyorum:
“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve rasulune davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak iÅŸittik ve itaat ettik demeleridir.”(Nur: 51)
“EÄŸer bir hususta anlaÅŸmazlığa düşerseniz - Allah’a ve rasulune gerçekten inanıyorsanız - onu Allah’a ve Rasulune götürün.” (Nisa: 59)
Tevhidin ManasıAbdullah: Allah’ın birliÄŸine/tevhide inandığını söyledin ve Allah’tan baÅŸka ilah olmadığına ÅŸehadet ettin. Bana bunun manasını açıklar mısın?
Abdunnebi: Tevhid, Allah’ın varlığına inanmaktır. O, gökleri ve yeri yaratandır. O, dirilten öldüren ve evreni idare edendir. Rızıklandıran, her ÅŸeyi bilen, her ÅŸeyden haberdar olan ve gücü yetendir…
Abdullah: Tevhid sadece bu olsaydı Firavunda, kavmi de, Ebu Cehil ve diÄŸerleri de muvahid/mümin olurdu. Müşriklerin eksersi gibi olanlar da bunu biliyolardı. RabliÄŸini ilan eden Firavun ruhunu derinliklerinde Allah’hın varlığını ve evreni hükmettiÄŸini itiraf ediyor ve inanıyordu. Bunun delili Allah’hın ÅŸu ayetidir: “Kendileri de bunlara yakınen inandıkları halde, zulum ve kibirlerinden ötürü inkar ettiler.” (Neml:14)
Firavunun bu itirafı, suda boÄŸulurken açıkca ortaya çıktı. Tevhid, ibadeti Allah’ı birlemektir/sadace Allah’a tapmaktadır ki, peygamberler bunun için gönderilmiÅŸ, kitaplar için indirilmiÅŸ, KureyÅŸ ile bunun  için savaÅŸtılar. İbadet: Allah’ın sevdiÄŸi ve razı olduÄŸu açık ve gizli bütün sözlerde amellerdir. La ilahe illallah ( Allah’tan baÅŸka hak ilah yoktur) cümlesindeki ilah’ın anlamı: ibadet edilen ma’bud demektir ki O’dan baÅŸkası buna layık deÄŸildir.Â
Abdullah: Rasullerin ve onların ilki olan Nuh aleyhisselam’ın niçin gönderildiÄŸini biliyor musun?
Abdunnebi:  Müşrikleri  tek  Allah’a ibadet etmeye ve O’ na ortak koÅŸmayı  terke davet etmek için  gönderildiler.
Şirkin BaşlangıcıAbdullah: Nuh kavminin şirke düşmesinin sebebi ne idi?
Abdunnebi: Bilmiyorum!
Abdullah: Ved, Suva’ YeÄŸus, Yeuk ve Nesr isimli salih kiÅŸiler hakkında aşırı gittikleri için Allah Teala Nuh kavmine Nuh’u peygamber olarak gönderdi.
Abdunnebi: Ved, Suva’ ve diÄŸerlerinin, zorba, kafirlerin isimleri olmayıp salih insanların isimleri olduÄŸunu mu söylüyosun!?
Abdullah: Evet, bunlar Nuh kavminin ilahlaÅŸtırdıkları ve araplarında bu konuda onlara tabi oldukları salih kiÅŸilerin isimleridir. Bunun delili İbn Abbas’tan gelen  rivayettir. O şöyle demiÅŸtir:” Nuh kavminde mevcut olan putlar daha sonra araplara da intikal etmiÅŸtir. Ved adlı put, Devmetu’l-Cendel’de Kelb kabilesinin putudur. Suva’, Huzeyl’in putu , YeÄŸus ise Murad kabilesinin putudur ki, daha sonra o, Curf mevkindeki Sebe’nin yanında bulunan Äžutayf oÄŸullarının putu oldu. Yeuk’a gelince, o da Hemedan’ın putudur. Nesr ise Zilkela’ ailesi olan Himyer’in putudur. Aslında bunlar Nuh kavminden salih kiÅŸilerin ismleridir. Onalar öldükleri zaman, ÅŸeytan bunların kavmine gelip onların oturdukları yerlere anıtlarını dikilmesini ve anıtlara onların  isimlerinin verilmesini telkin etti. Åžeytanın bu isteÄŸini yerine getirdiler. Onlar ölünceye kadar bu heykellere tapılmadı. Sonra halkın bu hususta bildikleri unutulunca tapmaya baÅŸladılar”. (Bu hadisi Buhari rivayet etti.)
Abdunnebi: Gerçekten çok ilginç bir söz.
Rububiyet Tevhidi ve Uluhiyet TevhidiAbdullah: Sana bundan daha ilginç olanını söyleyeyim mi? Biliyorsun ki peygamberlerin sonuncusu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem‘i Allah Teala, ibadet eden hac eden ve sadaka veren bir topluma peygamber olarak göndermiÅŸtir. Fakat bu toplum bazı yaratılmışları kendileri ile Allah arasında vasıta olarak görüyolar ve şöyle diyorlardı: “Biz bunlar vasıtası ile Allah’a yakın olmak istiyoruz ve melekler, İsa ve diÄŸer salih insanlar gibi bunların da Allah katında bize ÅŸefaatçi olmalarını istiyoruz. Bunun üzerine Allah Teala, onlara ataları İbrahim’in dinini yenilemek ve sadace Allah’a yaklaşıp ibadet edilmesini doÄŸru olduÄŸunu ve baÅŸka hiçbir ÅŸeyin ibadete layık olmadığını bildirmek için Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i gönderdi. Tek yaratıcı O’dur. O ‘nun ortağı yoktur. O’dan baÅŸka rızık veren kimse  yoktur. Yedi kat gök ve içindekiler, yedi kat yer ve içindekiler, bütün bunların hepsi O’nun kuludur. O’nun tasarrufu ve oteritesi altındadır. Üstelik onların taptıkları ilahları bile O’nun egemenliÄŸi ve tasarrufu altında olduklarını itiraf ederler.
Abdunnebi: Bu çok önemli ve ilginç bir söz. Bunun bir delili var mı?
Abdullah: Bunun pek çok delili vardır. Allah’ın ÅŸu ayetleri bunun delilleridir:
“De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim malik bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor?  (Her türlü) iÅŸi kim idare ediyor? Diyecekler ki: Allah! De ki: O halde O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız? (Yunus: 31)Â
“De ki: EÄŸer biliyorsanız söyleyin bakalım, bu dünyada ve onda bulanlar kime aittir? Diyeceklerdir ki: “Allah'ın.” De ki: “O halde hiç düşünmüyor musunuz?” Yine de ki: “Yedi tabaka göğün Rabbı ve büyük ArÅŸ'ın Rabbı kimdir?” Onlar da diyeceklerdir ki: “Allah'tır.” De ki: “O halde hiç korkmuyor musunuz?” Keza de ki: “EÄŸer biliyorsanız, (söyleyin bakalım) her ÅŸeyin hükümranlığı elinde olan, her ÅŸeyi himaye eden ve fakat kendisi himayeye muhtaç olmayan kimdir?” Diyeceklerdir ki: “Allah.” De ki: “O halde nasıl aldanıyorsunuz?” (Mu’minun: 84-89).
Müşrikler hacda ÅŸu sözlerle telbiye getirip dua ediyorlardı: “Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Sadece bir ortağın vardır. O da senindir. Onun da onun sahip olduÄŸu  şeylerin de maliki sensin.” KureÅŸy müşriklerinin Allah’ın evrenin yöneticisi olduÄŸunu kabul etmeleri ve “Rububiyet tevhidi” diye isimlendiririlen tevhide inanmaları onları İslam’a dahil etmez. Åžefeaatçi olsunlar ve kendilerini Allah’a yaklaÅŸtırsınlar diye meleklere, peygamberlere ve velilere yönelmeleri, müşrik olmalarına, mallarının ve canlarının dokunulmazlığının ortadan kalkmasına sebep olur. Bu sebeple bütün duaların Allah için olması, bütün adakların Allah için adanması, bütün kurbanların Allah için kesilmesi, bütün yardımların Allah’tan istenmesi ve her türlü ibadetin Allah’a yapılması gerekir.Â
Abdunnebi: Tevhid, - senin iddiana göre - Allah’ın varlığını ve  O’nun evreni yönettiÄŸini  ikrar ve kabul etmek deÄŸilse tevhid nedir?
Abdullah: Peygamberlerin gönderiliÅŸ gayesi olan ve müşriklerin kabul etmeyip yüz çevirdikleri tevhid ibadette Allah’ı birlemektir,  yani sadece Allah’a ibadet etmektir. Dua, adak, kurban, medet beklemek, yardım istemek gibi ibadet çeÅŸitlerinden hiçbirisi Allah’tan baÅŸkası için yapılamaz. La ilahe illallah  sözünün  anlamı olan  tevhid budur. İster melek veya peygamber veya veli olsun, isterse aÄŸaç veya kabir veya cin olsun Allah’tan baÅŸkasına bu ibadetler yöneltilemez. KureyÅŸ müşriklerinin ilahı, bu tür ibadetlerle kendisine yöneldikleri ÅŸeydir. Onlar bu ilahlarının yaratıcı, rızık verici ve herÅŸeyin idarecisi olduÄŸunu kastetmediler. Yukarıda da geçtiÄŸi gibi onlar bütün bunların sadece Allah’a ait olduÄŸunu biliyorlardı. Peygamber onları kelime-i tevhide: “La ilahe illallah”a ve bunu sadece söylemeye deÄŸil, manasını da tatbike davet etmeye geldi.
Abbdunnebi: Sanki sen demek istiyorsun ki, KureyÅŸ müşrikleri “La ilahe illallah”ın manasını zamanımızdaki Müslümanlardan daha iyi bilirlerdi.
Abdullah:  Evet maalesef  gerçek budur. Çünkü cahil kafirler Peygamber’in bu kelime ile ibadette Allah’ı birlemeyi, O’ndan baÅŸka ibadet edilen ÅŸeylere inkar etmeyi ve onlardan beri olmayı kastettÄŸini gayet iyi biliyorlardı. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem  onlara: “La ilahe illallah (Allah’tan baÅŸka hak ilah yoktur) deyiniz” dediÄŸi zaman şöyle diyorlardı: “İlahları tek ilah mı yaptı? DoÄŸrusu bu çok tuhaf bir ÅŸeydir! dediler.” (Sad: 5) Halbuki onlar Allah’ın evrenin yöneticisi olduÄŸuna inanıyorlardı. Kafirlerin cahillerinin bildiÄŸi bu kelimenin manalarından hiçbir ÅŸeye inanmaksızın Müslüman olduÄŸunu zanneden kimseye ÅŸaşılır. Bu iddiada bulunanlardan biraz marifetli olanı da bu kelimenin, Allah’tan baÅŸka yaratan, rızık veren ve iÅŸleri yöneten yoktur, manasına geldiÄŸini zanneder. La ilahe illallah kelimesinin anlamını cahil kafirler kadar bile bilmediÄŸi halde Müslüman olduÄŸunu iddia eden kimselerde hayır yoktur.
Abdunnebi: Fakat ben Allah’a ortak koÅŸmuyorum. Sadece Allah’ın yaratıp rızıklandırdığına, sadece O’nun fayda ve zarar vereceÄŸine, O’nun  tek olup ortağının olmadığına ve deÄŸil Ali, Huseyin ve Abdulkadir Geylani gibi kimselerin, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in bile kendisine fayda ve zarar verme gücünün bulunmadığına ÅŸahitlik ederim. Fakat ben günahkar bir kimseyim. Salih kimselerin Allah katında önemli bir mevkileri vardır. Ben onların Allah katındaki bu mevkileriyle benim için ÅŸefaatçi olmalarını istiyorum.
Abdullah: Ben sana yukarıda geçen ÅŸeylerle cevap veririm. Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in savaÅŸtığı kimseler de senin söylediÄŸin ÅŸeyleri kabul ediyorlardı ve onlar da putların hiçbir ÅŸeyi yönetmediÄŸini ifade ediyorlardı. Onlar sadece makamı ve ÅŸefaati murat ediyorlardı. Biz bu söylediklerimizin delilini yukarıda Kur’an’dan ayetler getirerek zikretmiÅŸtik.
Abdunnebi: Fakat bu ayetler putlara tapan kimseler hakkında nazil olmuştur. Peygamberler ve salih insanları putlara nasıl benzetirsiniz?
Abdullah: Bu putlardan bazılarına Nuh’un zamanında olduÄŸu gibi salih insanların isimlerini  verildiÄŸini ve bunların Allah katındaki mevkileri sebebiyle  kafirlerin bunlara sadece Allah katında ÅŸefaatçi olmaları için taptıklarını yukarıda söylemiÅŸtik. Bu söylediklerimizin delili Allah’ın ÅŸu ayetidir: “Allah’ın  yanısıra bir takım putları veliler edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a  yaklaÅŸtırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler”. (Zümer: 3).
“Peygamberleri ve velileri putlarla nasıl bir tutarsın?” demene gelince, biz deriz ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin peygamber olarak gönderildiÄŸi kafirlerden bazıları velilere dua ediyolardı. Allah Teala onlar hakınnda şöyle buyurur:  “Onların yalvardıkları bu varlıklar rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü rabbinin azabı sakınılacak bir azaptır.” (İsra 57) Onlardan bazılara İsa’ya ve annesine dua ediyorlardı. Allah Teala onlar hakkında şöyle buyurur:Â
“Allah: “MeryemoÄŸlu İsa! Sen mi insanlara beni ve annemi Allah’tan baÅŸka iki ilah edinin dedin?” demiÅŸti.“ (Maide 116). Onlardan bazıları meleklere dua ediyorlardı. Allah Teala onlar için şöyle buyurur:
“Allah bir gün onları diriltip toplar, sonra meleklere: “Bunlar mı size tapıyordu?” der.” (Sebe 40)  Bu ayetleri iyi düşün. Allah Teala bu ayetlerde, dua etmek için putlara yönelenleri de tekfir etmiÅŸ, salihlere, peygamberlere, meleklere ve velilere yönelenleri de aynı ÅŸekilde tekfir etmiÅŸtir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın hepsiyle savaÅŸmıştır.Â
Abdunnebi: Fakat kafirler onlardan yararlanmak istiyorlar. Halbuki ben yarar ve zarar verecek olanın ve her ÅŸeyi idare edenin Allah olduÄŸuna ÅŸahitlik ediyorum. Bunu ben sadece Allah’tan istiyorum. Salihlerin yapabileceÄŸi hiçbir ÅŸey yoktur. Fakat ben onlara Allah katında ÅŸefaatçi olacakları ümidi ile yöneliyorum.
Abdullah: Senin bu sözün kafirlerin sözü ile tıpa tıp aynıdır. Bunların arasında hiçbir fark olmadığının delili Allah’ın ÅŸu ayetidir: “Onlar Allah’tan yanısıra, kendilerine fayda da zarar da vermeyen kimselere tapar ve derler ki: “Bunlar, Allah katında bizim ÅŸefaatçilerimizdir. “ (Yunus 18).
Abdunnebi: Fakat ben Allah’tan baÅŸkasına ibadet etmiyorum. Onlara iltica etmek ve onlara  dua etmek ibadet deÄŸildir.
Addullah: Fakat ben sana soruyorum: Allah Teala’nın: “Halbuki onlar doÄŸruya yönelerek, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na ibadet etmekle emrolunmuÅŸlardı.” (Beyyine: 5) ayetinde olduÄŸu gibi sadece kendisine ibadet edilmesini sana da farz kılındığını ve bunun senin üzerine bir vecibe olduÄŸunu kabul ediyor musun?
Abdunnebi: Evet bunu Allah bana da farz kıldı.
Abdullah: Ben senden Allah’ın sana farz kıldığı ÅŸeyi, yani sadece Allah’a  ibadet etmeyi açıklamanı istiyorum.
Abdunnebi: Bu soru ile ne demek istediğini anlamadım. Bana açıklar mısın?
Abdullah: Sana açıklamam için beni iyi dinle. Allah Teala buyurdu ki: “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O haddi aÅŸanları sevmez.” (A’raf: 55) Åžimdi bana söyle: Dua bir ibadet midir, deÄŸil midir?
Abdunnebi: Elbette, dua ibadetin aslıdır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuÅŸtur: “Dua ibadetin özüdür.” (Bunu Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmiÅŸtir.)
Abdullah: Madem ki duanın Allah’a ibadet olduÄŸunu kabul ettin, sonra bu ihtiyacın giderilmesi için peygambere veya meleÄŸe veya kabirdeki salih bir kiÅŸiye ibadet ettin. Şimdi sen bu ibedette ortak koÅŸmadın mı?
Abdunnebi : Evet, ortak koştum. Bu gerçekten doğru ve açık bir sözdür.
Abdullah: İşte sana baÅŸka bir örnek: Allah Teala’nın: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser: 2) ayetini bildiÄŸin ve Allah’tan gelen bu emre itaat edip de Allah için kurban kestiÄŸin zaman bu kestiÄŸin kurban Allah için bir ibadet midir, deÄŸil midir?
Abdunnebi: Evet bir ibadettir.
Abdullah: EÄŸer sen Allah ile beraber yaratılmış  bir peygamber veya cin veya baÅŸka bir yaratık için kurban kesersen, bu ibadette Allah’tan baÅŸkasını ortak etmiÅŸ olmaz mısın?
Abdunnebi: Evet bu şeksiz şüphesiz bir şirktir.
Abdullah: Ben sana duayı ve kurbanı örnek verdim. Çünkü dua, sözlü ibadetlerin en kuvvetlisidir. Kurban ise fiili ibadetlerin en kuvvetlisidir. İbadetler sadece bunlardan ibaret deÄŸildir. Bilakis bunlardan daha geneldir. Adak, yemin, sığınma, yardım isteme ve diÄŸerleri buna dahildir. Fakat kendilerine Kur’an inen müşrikler meleklere, salihlere, Lat’a ve daha baÅŸka ÅŸeylere ibadet ediyorlar mıydı?
Abdunnebi: Evet, bunu yapıyorlardı.
Abdullah: Müşrikler bunlara sadece dua ederken, kurban keserken, yardım isterken, medet beklerken ve iltica ederken/sığınırken ibadet ediyorlardı. Bununla beraber yine de Allah’ın kulu olduklarını, O’nun kudretinin mahkumu olduklarını ve Allah’ın her ÅŸeyi yönettiÄŸini kabul ve tasdik ediyorlardı. Fakat öte yandan Allah katındaki makamlarına ve ÅŸefaatlerine inanarak putlara da yalvarıyorlardı. Bu gayet açıktır.
ÅžefaatAbdunnebi:  Ey Abdullah! Sen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ÅŸefattini inkar mı ediyorsun? Åžefaatten teberri mi ediyorsun?
Abdullah: Hayır, ben ÅŸefaati inkar etmiyorum ve ÅŸefaaten teberri etmiyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‘e anam babam feda olsun ki, o ÅŸefaat edendir ve ÅŸefaatine izin verilendir. Ben de onun ÅŸefaatini Allah’tan umuyor ve bekliyorum. Fakat ÅŸu ayette de buyurduÄŸu gibi ÅŸefaatin tamamı Allah’a aittir:
“De ki: Bütün ÅŸefaat Allah’a  aittir.“ (Zümer: 44) Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse ÅŸefaat edemez, hiç kimseyede ÅŸefaat edilemez. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmakdatır:
“O’nun izni olmadan O’nun katında kim ÅŸefaat edebilir?” (Bakara: 255)
“Onlar Allah’ın rızasını kazanmış olanlardan baÅŸkasına ÅŸefaat etmezler” (Enbiya: 28) Allah Teala ancak tevhidi kabul eder. Nitekim o şöyle buyurmaktadır:
“Kim islam’dan baÅŸka bir din ararsa, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uÄŸrayanlardan olacaktır” (Ali İmran: 85) ÅŸefaatin tamamı Allah’a ait olduÄŸuna, onun izni olmadıkça ÅŸefaat olmayacağına ve Allah izin vermedikçe her hangi bir kimse hakkında ne peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de bir baÅŸkası ÅŸefaat edemeyeceÄŸine göre ÅŸefaatle ilgili her ÅŸeyin Allah’a ait olduÄŸu gayet açıktır. Bu sebeble bende ÅŸefaati ondan isterim ve derim ki: “Allah’ım beni peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) ÅŸefaatinden mahrum bırakma ve onu benim hakkımda ÅŸefaatçi kıl.”
Abdunnebi: Hiç kimseden sahip olmadığı bir ÅŸeyi istemenin caiz olmadığında ittifak ettik. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Allah Teala ÅŸefaat vermiÅŸtir. Allah Teala ona ÅŸafaati verdiÄŸi için de o, ÅŸefaate sahiptir. Bu yüzden, benim ondan sahip olduÄŸu bir ÅŸeyi istemiÅŸ olmam caiz olur ve bu ÅŸirk olmaz.
Abdullah: Evet, Allah senin ÅŸefaatten yararlanmana mani olmazsa bu sözün doÄŸrudur. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “ Allah ile beraber baÅŸka hiç kimseye yalvarıp dua etme.” (Åžuara: 213). Åžefaat istemek bir duadır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ÅŸefaati veren Allah’tır. Åžefaat istenen kiÅŸi kim olursa Allah Teala kendisinden baÅŸka birinden ÅŸefaat istemeni yasaklamıştır. Allah Teala ÅŸefaati peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den baÅŸkalarına da vermiÅŸtir. Meleklerin, ergenlik çağına gelmeden vefat eden çocukların ve velilerin de ÅŸefaatçi olacakları sahih haberlerde geçmektedir. “Allah Teala onlara ÅŸefaati verdi, ben onlardan da ÅŸefaat isterim” der misin? EÄŸer  böyle söylersen o zaman Allah’ın kitabında zikrettiÄŸi salihlere  ibadete dönmüş olursun. Åžayet “hayır”   dersen o zaman “Allah ona ÅŸafaati verdi, ben ondan Allah’ın verdiÄŸi ÅŸeyi istiyorum” sözün batıl olur.
Åžirkin ManasıAbdunnebi: Fakat ben Allah’a ortak koÅŸmuyorum. Salihlere iltica etmek ÅŸirk deÄŸildir.
Abdullah: Sen Allah Teala’nın ÅŸirki zinadan daha ÅŸiddetli bir ÅŸekilde yasakladığını ve affetmeyeceÄŸini kabul ediyor musun?
Abdunnebi: Evet bunu kabul ediyorum. Bu, Alah’ın kelamında gayet açık bir ÅŸekilde zikredilmeÅŸtir.
Abdullah: Sen ÅŸimdi, Allah’ın haram kıldığı ÅŸirki reddettiÄŸini kabul ettin. O halde içine düşmediÄŸin ve reddettiÄŸin ÅŸirkin ne olduÄŸunu bana açıklar mısın?
Abdunnebi: Şirk putlara ibadet etmek, onlara yönelmek, onlardan istemek ve onlardan korkmaktır.
Abdullah: Putlara tapmak ne demektir? Sen Kureyş kafirlerini bu tahtadan ve taştan heykellerin yarattıklarına, rızk verildiklerine ve kendilerine dua edenlerin işlerini yaptıklarna inandıklarını mı zannediyorusun?! Sana söylediğim gibi onlar böyle bir şeye inanmıyorlardı.
Abdunnebi: Buna bende inanmıyorum. Fakat tahta ve taÅŸ veya kabirin üzerindeki bina veya baÅŸka bir ÅŸeye yönelen kimse ona dua ediyor, onun için kurban kesiyor ve diyor ki: “O bizi Allah’a yaklaÅŸtırır, Allah bizi onun bereketiyle korur” İşte benim kastettiÄŸim putlara ibadet budur.
Abdullah: Doğru söyledin. Fakat bu sizin kabirlerin üzerindeki türbelerin, binalar ve   taşların yanında yaptığınız şeydir. Bir de diyorsunuz ki şirk putlara tapmaktır. Sadece bunu yapanların şirke düştüğünü, salihlere dayanan ve onlara dua eden kimselerin şirk diye isimlendirilen şeyin kapsamına girmediğini mi söylemek istiyorsun?
Abdunnebi: Evet, bunu demek istedim.
Abdullah: O zaman sen, yukarıda sana nakledip gösterdiÄŸim ve içinde Allah’ın peygamberler ve salih kiÅŸilere dayanmayı, meleklere ve diÄŸer ÅŸeylere bel baÄŸlamayı haram kıldığı ve bunu yapanları tekfir ettiÄŸi pek çok ayetten ne kadar da uzaksın!
Abdunnebi: Fakat meleklere  ve peygambere dua edenler bu sebeble tekfir edilmediler. Melekler Allah’ın kızlarıdır, Mesih Allah’ın oÄŸludur, dedikleri için tekfir edildiler. Halbuki biz, Abdulkadir Geylani Allah’ın oÄŸludur, Zeynep Allah’ın kızıdır demedik.
Abdullah: Allah’a çocuk isnad etmek ayrı bir küfürdür. Allah Teala şöyle buyurmuÅŸtur: “O Allah birdir. Allah sameddir. O doÄŸurmamış ve doÄŸmamıştır.” (İhlas 1-3). Allah birdir demek, O’nun eÅŸi ve benzeri yoktur, demektir. Samed ise ihtiyaçlar için kendisine müraacat edilen demektir. Surenin sonunu inkar etmese bile bunu inkar eden kimse kafir olur. Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah evlat edinmemiÅŸtir, O’nunla beraber hiçbir ilah yoktur. Olsaydı her tanrı kendi yarattığı ile gider ve birbirinden üstün olmaya çalışırlardı.” (Muminun: 91). Allah Teala iki küfrü birbirinden ayırdı. Salih bir adam olmasına raÄŸmen Lat’a dua ederek kafir olanların onu Allah’ın oÄŸlu olarak görmemeleri de, cinlere taparak kafir olanların onları böyle görmemeleri de bunu gösterir. Aynı ÅŸekilde dört mezhep de ( Mürtedin Hükmü) baÅŸlığı altında bir müslimanın Allah’ın çocuÄŸu olduÄŸunu idda etmesi  halinde de, Allah’a ortak koÅŸması halinde de mürtet olacağını zikreder ve iki tür küfrü birbirinden ayırır.
Allah DostlarıAbdunnebi: Fakat Allah Teala: “Bilesiniz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir”  buyuruyor.
Abdullah: Biz bunun gerçek olduÄŸuna inanırız ve biz de bu görüşteyiz. Fakat onlara ibadet edilmez. Biz sadece Allah ile beraber onlara da ibadet edilmesinin ve onların Allah’a ortak koÅŸulmalarını inkar ederiz. Yoksa onları sevmek ve onların izinden gitmek ve kerametlerini kabul etmek senin üzerine vacipdir. Velilerin kerametlerini ancak bid’atçiler inkar ederler. Allah’ın dini iki taraf arasında orta bir yoldur, iki sapkınlığın arasında bir hidayettir, iki batılın arasında bir hakikattir.
Abdunnebi: Kendileri hakkında Kur’an nazil olan kimseler kelime-i ÅŸehadete inanmıyorlar, Allah’ın Rasulünü yalanlıyorlar, yeniden diriliÅŸi inkar ediyorlar, Kur’an’ı yalanlıyorlar, ve onu bir sihir olarak görüyorlardı. Halbuki biz kelime-i  şahedete inanıyor, Kur’an’ı tasdik ediyor, yeniden diriliÅŸe inanıyor, namaz kılıyor ve oruç tutuyoruz. Siz bizi nasıl onlara benzetirsiniz?
Abdullah:  Fakat bütün alimler, bir adamın Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’i bir ÅŸeyde tasdik edip, bir ÅŸeyde yalanladığı zaman kafir olduÄŸunda ve İslam’a girmediÄŸinde ittifak etmiÅŸlerdir.
Kur’an’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar ettiÄŸi zaman da durum böyledir. Mesela tevhidi kabul edip namazı inkar eden veya tevhidi ve namazı kabul edip zekatın farz olduÄŸunu inkar eden veya bütün bunları kabul ettiÄŸi  halde orucu inkar eden veya bütün bunları kabul ettiÄŸi halde haccın farz olduÄŸunu inkar eden kimse kafir sayılır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in zamanında bir takım insanlar haccı kabul etmedikleri  için onlar hakkında Allah Teala ÅŸu ayeti indirdi: “Yoluna gücü yetenlerin Kabe’yi haccetmesi, Allah’ın insanların üzerine bir hakkıdır. Kim inkar ederse bilsin ki, Allah alemlerden müstaÄŸnidir.” (Al-i İmran 97) Bir kimse öldükten sonra yeniden dirilmeyi inkar ederse icma ile tekfir edilir. Bu sebebledir ki Allah Teala kitabında bunların bir kısmına iman edip bir kısmını inkar eden kimsenin gerçekten kafir olduÄŸunu açıklamış ve İslam’ın bir bütün olarak alınmasını emretmiÅŸtir. Bir ÅŸeyi alıp bir ÅŸeyi terk eden kimse kafir olmuÅŸ demektir. Bir kısmını alıp bir kısmını terk eden kimsenin kafir olduÄŸunu sen de kabul ediyor musun?
Abdunnebi: Evet kabul ediyorum. Bu Kur’an’da gayet açıktır.
Abdullah: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)‘i bir ÅŸeyde tasdik edip de namazıın farziyetini inkar eden veya öldükten sonra dirilmenin dışında her ÅŸeyi kabul eden kimsenin bütün mezheplerin ittifakıyla mal ve can dokunulmazlığı ortadan kalkan bir kafir olduÄŸunu ve yukarıda da geçtiÄŸi gibi Kur’an’ın da bunu söylediÄŸini kabul ettiÄŸine göre bil ki tevhid peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirdiÄŸi en büyük farizadır. O, namazdan, zekattan ve hacdan büyüktür. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirdiÄŸi ÅŸeylerin hepsi ile amel etse bile bu ÅŸeylerden birini inkar ettiÄŸi zaman kafir olur da bütün peygamberlerin getirdiÄŸi din olan tevhidi inkar ettiÄŸi zaman nasıl kafir olmaz! Bune büyük bir cehalet! Bir de Yemame’deki Hanife oÄŸullarıyla savaÅŸan sahabileri düşün. Halbuki onlar peygabamber hayatta iken müslüman olmuÅŸlardı, kelime-i ÅŸehadete inanıyorlar, namazı kılıyolar ve ezanı okuyorlardı.
Abdunnebi: Fakat onlar Müseyleme’nin de peygamber olduÄŸuna inanıyorlardı. Biz, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra peygamber yoktur diyoruz.
Abdullah: Fakat siz Ali’yi veya Abdulkadir Geylani‘yi veya bunların dışında peygamberlerden veya meleklerden birini göklerin ve yerin Rabbinin rütbesine yükseltiyorsunuz. Bir adamı peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in derecesine yükselten kimse kafir olduÄŸu ve malı canı helal olduÄŸunu zaman onu Allah derecesine yükselten kimse öncelikle kafir olur. Ali’nin ateÅŸle yaktığı kimseler de böyledir. Onların hepsi Müslüman olduklarını iddia ediyorlardı, Ali’nin taraftarları idiler ve sahabeden ilim almışlardı. Fakat onlar Ali hakkında sizin Abdulkadir Geylani ve diÄŸerleri hakkında taşıdığınız inanca benzer bir inanç taşıyorlardı. Sahabiler onların katlinde ve küfründe nasıl icma ettiler? Sen sahabilerin Müslümanları tekfir ettiklerini mi zannediyorsun? Yoksa seyyid ve benzerleri hakkındaki bu tür inancın zararının olmadığını, fakat Ali hakkındaki bu tür inancın küfür olduÄŸunu mu zannediyorsun?
Bir de şöyle deniliyor: Öncekiler hem müşrik oldukları, hem Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’i ve Kur-an’ı yalanladıkları hem de diriliÅŸi ve daha baÅŸka ÅŸeyleri inkar ettikleri için tekfir edildiler. EÄŸer durum sadece böyle ise o zaman bütün mezheplerin alimlerinin kitaplarında “Babu  Hukmi’l-Murted” (Mürtedin Hükmü) diye baÅŸlıklar atmalarının ne anlamı var. Çünkü mürted, Müslüman iken kafir olan kimse demektir. Mezheplerin alimleri bu baÅŸlık altında her biri tekfir sebebi olan ve sahibinin mal ve can dokunulmazlığını kaldıran pek çok ÅŸey zikrettiler. Mesela kiÅŸinin kalbiyle deÄŸil de sadece diliyle söylediÄŸi veya ÅŸaka ve espiri olarak sarf ettiÄŸi  fakat Allah’ın hoÅŸlanmadığı sözler tekfir sebebi  olarak zikredildi. Kendileri hakkında Allah Teala’nın ÅŸu ayetleri indirdiÄŸi kimselerin durumu bundan farklı bir ÅŸey deÄŸildir: “Biz sadece lafa dalmış ÅŸakalaşıyorduk, derler. De ki. Allah ile, O’nun ayetleriyle ve O’nun peygamberleri ile mi alay ediyorsunuz? BoÅŸuna özür dilemeyin; çünkü siz iman iman ettikten sonra tekrar kafir oldunuz” (Tevbe: 64-65). Allah Teala bunların iman ettikten sonra kafir olduklarını açıklamaktadır. Bunlar peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’le birlikte Tebük seferine katılan kimselerdir ve o sözleri ÅŸaka ve eÄŸlence amacıyla söylemiÅŸlerdir.
Ve yine söyle deniliyor: Allah Teala’nın haber verdiÄŸine göre İsrailoÄŸulları Musa zamanında Müslüman, bilgili ve iyi kimseler olmalarına raÄŸmen denizden geçtikten sonra putperest bir kavme rastladıklarında Musa’ya: “Ey Musa! Onların ilahları gibi sen de bizim için bir ilah yap!” dediler.” (A’raf: 138). Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabından bazı kimseler de (Huneyn’e doÄŸru giderlerken bir sidr aÄŸacına rastladıklarında) ona dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Bizim için bir Zatu Envat tayin et. (Zatu Envat, kafirlerin silahlarını asıp yanında ibadet ettikleri bir sidr aÄŸacıydı). Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’a yemin ederek bu sözün daha önce İsrailoÄŸullarının Musa’ya söyledikleri “Onların ilahları gibi sen de bizim için bir ilah yap!” sözüne benzediÄŸini söylemiÅŸtir.
Abdunnebi: Fakat İsrailoÄŸulları ve peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den kendileri için bir Zat-u Envat belirlenmesini isteyen kimseler bundan dolayı tekfir edilmediler.
Abdullah: Bunun cevabı, İsrailoÄŸulları ve peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bu istekte bulunanların bunu gerçekleÅŸtirmemeleridir. EÄŸer bunu yapmış olsalardı kafir olurlardı. Peygamberimizin men ettiÄŸi kimseler de eÄŸer ona itaat etmeyip bundan sonra kendileri için böyle bir ÅŸey yapmış olsalardı onlar da kafir olurlardı.
Tevhid Kelimesi Ne Zaman Fayda Verir?Abdunnebi: Fakat benim anlamakta zorluk çektiÄŸim baÅŸka bir ÅŸey var. O da ÅŸu: Usame b. Zeyd “La ilahe illallah” diyen bir adamı öldürünce Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onu kınadı ve “Ey Usame! Onu la ilahe illallah dedikten sonra mı öldürdün?” dedi. Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanlar la ilahe illallah deyinceye kadar onlarla savaÅŸmakla emronuldum.” Buyurdu. Åžimdi ben senin söylediklerinle bu iki hadisin arasını nasıl bulacağım? Bana bir yol göster ki Allah da sana yol göstersin.
Abdullah: Malumdur ki, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Yahudiler La ilahe illallah dedikleri halde onlarla savaÅŸtı. Onun ashabı, Hanife oÄŸulları ÅŸehadet kelimelerini söyledikleri ve namaz kıldıkları halde onlarla savaÅŸtı. Ali’nin yaktığı kimseler de bu durumda idi. Sen, yeniden diriliÅŸi inkar eden kimsenin kafir olduÄŸunu, mal ve can dokunulmazlığının kalktığını, İslam’ın rükünlerinden her hangi birini inkar edenin; Müsluman olduÄŸunu söylese bile kafir olduÄŸunu ve öldürüldüğünü kabul ediyorsun. Dinin furuuna dair meselelerinden birini inkar ettiÄŸi zaman kelime-i ÅŸehadeti söylemesi ona fayda vermeyecek, fakat bütün Peygamberlerin getirdiÄŸi dinin esası ve başı olan tevhidi inkar ettiÄŸi zaman bu kelimeleri söylemesi ona fayda verecek öyle mi? Bu nasıl bir anlayış?  Belki sen bu hadislerin manasını anlamamış  olabilirisin.
Usame radıyallahu anh hadisine gelince o, Müslüman olduÄŸunu iddia eden bir adamı öldürdü. Çünkü onun can ve mal korkusuyla Müslüman olduÄŸunu zanentti. Müslüman olduÄŸunu açıklayan bir kimseden buna aykırı bir ÅŸey ÅŸey çıkmadığı müddetçe onu öldürmekten sakınmak gerekir. Allah Teala şöyle buyurmuÅŸtur: “Ey iman edenler! Allah yolunda savÅŸa çıktığınız zaman her ÅŸeyi iyi araÅŸtırın.” (Nisa: 94). Ayet öldürmeden sakınmaya ve araÅŸtırma yapmaya delalet ediyor. Bu araÅŸtırmadan sonra İslam’a muhalif bir ÅŸey ortaya çıkarsa Allah’ın “iyice arÅŸtırın“ emri sebebiyle öldürüldü. EÄŸer kelime-i ÅŸehadeti söylediÄŸi  zaman öldürülmeseydi araÅŸtırma  yapmanın bir faydası olmazdı.
DiÄŸer hadis de böyledir: Bunun manası da zikrettiÄŸimiz gibidir. Tevhid ve İslam’ı açıklayan kimseyi kendisinden buna aykırı bir ÅŸey çıkmadıkça öldürmekten sakınmak gerekir. Bunun delili Peygamber’in Usame’ye söylediÄŸi: “Onu la ilahe illallah dedikten sonra mı öldürdün?!” demesi ve: “İnsanlar la ilahe illallah deyinceye kadar onlarla savaÅŸmakla emronuldum.” Buyurmasıdır. Peygamberler Hariciler hakkında da: “Onlarla nerede karşılaşırsanız öldürün.” Buyurdu. Halbuki Hariciler insanların en çok ibadet edeni ve kelime-i tevhidi en çok söyleyeni idiler. Hatta sahabiler onların ibadetlerini gördüklerinde kendilerininkini beÄŸenmiyorlardı. Onlar ilmi sahabilerden almışlardı. Åžeriate açıkça muhalefet ettikleri için ne la ilahe illallah demeleri ve çok ibedet etmeleri, ne de Müslümanlık iddiaları onların öldürülmelerine mani olabildi.
Allah’tan BaÅŸkasından Yardım İstemekAbdunnebi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sabit olarak gelen ÅŸu hadis hakkında ne dersin: “İnsanlar sonra İsa’dan yardım isteyecekler. Onlar mazeret beyan edecekler. Bunun üzerine en sonunda Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelecekler.” Bu Allah’tan baÅŸkasından yardım istemenin ÅŸirk olmadığına delildir.
Abdullah: Bu meselenin hakikatini sen karıştırıyorsun. Hayatta ve hazır olan bir kimseden gücünün yeteceÄŸi bir ÅŸeyi istemeyi reddetmeyiz. Nitekim Allah Teala Musa’dan yardım isteyen bir adamdan söz ederken şöyle buyurdu: “Kendi tarafından olan adam düşmanına karşı ondan yardım istedi.” (Kasas: 15) Bir kimse harpte veya baÅŸka bir durumda arkadaÅŸlarından onların yapabilecekleri bir hususta yardım isteyebilir. Biz Allah’ın kullarının, velilerin kabirlerinin yanında veya onların bulunmadıkları yerlerde sadece Allah’ın gücü dahilinde olan ÅŸeylerde onların yardım istemelerini reddediyoruz. İnsanlar kıyamet günü peygamberlerden yardım isteyebilirler. MahÅŸer yerinin sıkıntılarından kurtulup cennette istirahate çekilebilmek için insanlar hesaba çekilsinler diye onların Allah’a  dua etmelerini isteyebilirler. Bu, dünyada da ahirette de caizdir. Bir kimse beraber oturup kalktığı, sesini iÅŸittiÄŸi salih bir kiÅŸiye gelip ona: “Benim için Allah’a dua et” diyebilir. Nitekim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı onun hayatında kendisine gelip böyle ÅŸeyler istiyorlardı. Vefatından sonra ise asla böyle bir ÅŸey olmadı. Onlar onun kabri başında da ondan bir ÅŸey istemediler. Hatta selef onun kabri başında Allah’a duaya yönelen kimseyi bile hoÅŸ karşılamadı.
İbrahim Aleyhi's-selâm’ın KıssasıAbdunnebi: İbrahim’in kıssası hakkında ki görüşün nedir? O ateÅŸe atıldığında havada Cebrail ile karşılaÅŸtı. Cebrail ona dedi ki: Bana ihtiyacın varmı? İbrahim aleyhi's-selâm dedi ki: “Sana mı? Hayır” Medet istemek ÅŸirk olsaydı Cebrail İbrahim’e bu teklifi yapmazdı.
Abdullah: Bu da birinci şüphenin cinsinden bir şüphedir. Bu rivayet sahih değildir. sahih olduğunu farz etsek, Cebrail ona gücünün yeteceği bir menfaatte bulunmuş.
Nitekim Allah Teala onun  hakınnda şöyle demiÅŸtir: “Ona bu vahyi güçlü kuvvetli, üstün yaratılışlı birisi (Cebrail) öğretti.” (Necm: 5, 6) Åžayet İbrahim onun bu teklifini gerçekleÅŸtirmesine izin vermiÅŸ olsaydı bu, zengin bir adamın muhtaç birisine ihtiyacını gidermesi için borç teklifinde bulunması gibi bir ÅŸey olurdu. Fakat İbrahim kabul etmedi ve Allah’ın hiç kimseye minnet duymayacağı yardımı gelinceye kadar sabretti. Onun bu tavrı nerde, ÅŸimdiki kulların medet isteme ve müşrikçe tavırları nerede?!
Öncekilerin Åžirki Daha HafiftiBil ki ey kardeÅŸ Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in peygamber olarak gönderildiÄŸi, öncekilerin ÅŸirki zamanımızdakilerin ÅŸirkiden ÅŸu üç sebeble daha hafiftir:
Birincisi: öncekiler ancak rahat bir halde bulunduklarından baÅŸka  şeyleri  Allah’a ortak koÅŸarlardı. Sıkıntıya düştüklerinde ise ihlasla sadece Allah’a yalvarıyorlardı. Bunun delili Allah’ın ÅŸu ayetidir: “Gemiye bindikleri zaman ihlasla Allah’a yalvarırlar. Ama Allah onları salimen karaya çıkarınca, kendilerine verdiÄŸi nimete nankörlük ederek O’na hemen ortak koÅŸarlar”. (Ankebut 65-66.)
“DaÄŸlar gibi dalgalar onları kuÅŸattığı zaman ihlasla Allah’a yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit  içlerinden bir kısmı doÄŸru yolda kalır. Zaten bizim ayetlerimizi ancak nankör hainler bilerek inkar eder.” (Lokman 32)
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kendileriyle savaÅŸtığı müşrikler rahatlıklata hem Allah’a dua ediyorlar, hem de Allah’tan baÅŸkasına dua ediyorlardı. Sıkıntılı ve zor bir duruma düştüklerinde ise sadece Allah’a dua ediyorlar ve efendilerini unutuyorlardı.  Zamanınmızdaki müşriklere gelince onlar rahatlıkta da sıkıntılı halde de Allah’tan baÅŸkasına dua ediyorlar. Onlardan birisi sıkıştığında: Ya Rasulallah, ya Huseyn veya ya filan diyor. Fakat nerede bunu anlayacak?
İkincisi: Öncekiler Allah’la beraber Allah’a yakın kimselere yalvarıyorlardı. Bu ya bir peygamberdi veya veli idi veya melekti. Ya da en azından Allah’a itaat edip isyan etmeyen taÅŸ ve aÄŸaca yalvarıyorlardı. Zamanımızdakiler ise Allah’la beraber insanların en kötüsü olan kimselere yalvarıyorlar. Salih bir kimse hakkında veya aÄŸaç ve taÅŸ gibi Allah’a isyan etmeyen bir ÅŸey hakkındaki itikat, kötülüğü ve bozukluÄŸu müşahade edilen kimseler hakkındaki itikaddan daha iyiydir.
Üçüncüsü: Peygamber zamanındaki bütün müşrikler sonraki müşriklerden farklı olarak sadece uluhiyet tevhidi konusunda şirk koşuyorlardı, rububiyet tevhidinde şirk koşmuyorlardı. Sonrakiler uluhiyet tevhidinde şirke düştükleri gibi pek çok defa rububiyet tevhidinde de şirk koşuyorlar. Mesela onlar evrende öldürme ve diriltme gibi şeylerin tabiatın tasarrufunda olduğunu söylüyorlar.
Tevhidin ŞartlarıÜmit ederim ki yukarıda verdiğim bilgilerden sonra kolayca anlaşılacak önemli bir meseleyi zikrederek sözümü bitirmek istiyorum: tevhidin gerçekleşmesi için kalbin inanması, dilin söylemesi ve organların ameliyle de sebeblerin işlenmesi gerekir. Bunlardan birisi eksik olursa kişi Müslüman olmaz. Tevhidi bilir de onunla amel etmezse o Firavun ve İblis gibi inatçı bir kafirdir.
İnsanlardan pek çoÄŸu bu konuda yanılıyorlar ve diyorlar ki: Bu Haktır, fakat biz bunu Onların ÅŸerrinden korkulduÄŸu için onlara uymak ve yaÄŸcılık yapmak gerekiyor. Zavallı,  küfrün önderlerinin çoÄŸunun hakikati bildiÄŸi halde sadece bir takım gerekçelerle onu terk ettiklerini bilmiyor. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor: “Allah’ın ayetlerine karşılık az bir deÄŸeri satın aldılar da O’nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yapmakta oldukları ÅŸeyler ne kötüdür!”(Tevbe:9).
Zahirde tevhid ile amel eden fakat onu anlamayan ve kalbiyle inanmayan kimse münafıktır ve katışıksız kafirlerin en kötüsüdür. Çünkü Allah Teala onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara bir yardımcı da bulamazsınız.”(Nisa145).
İnsanların dillerindeki şeyleri iyi düşünüp incelediğin zaman bu mesele senin için açıklığa kavuşur. Öyle kimseler görürsün ki onlar hakkı tanırlar fakat ya Karun gibi dünyalıklarını kaybetme korkusuyla veya Haman gibi makamlarını kaybetme korkusuyla vayahut da Firavun gibi saltanatlarını kaybetma korkusuyla  onunla amel etmeyi terk ederler.
Öyle kimseler de görürsün ki içten deÄŸil  münafıklar gibi zahiren amel ederler, Kalbiyle inandığı ÅŸeyi soruÅŸturduÄŸun zaman hakkı tanımadığnı anlarsın. Fakat senin Allah’ın kitabından ÅŸu iki ayeti iyi anlaman gerekir:Â
Birinci ayet: Yukarıda geçen ÅŸu ayettir: “BoÅŸuna özür dilemeyin. Siz iman ettikten sonra kafir oldunuz.” (Tevbe: 66).
Peygamberle birlikte Romalılara karşı savaş çıkan bazı kişilerin şaka ve eğlence maksadıyla söyledikleri bir söz sebebiyle kafir olduklarını bildiğin zaman, malını veya makamını kaybedeceği korkusuyla veya insanlara şirin görünmek maksadıyla küfür ifade eden sözler söyleyen veya küfür ifade eden davranışlar sergileyen kimselerin şaka ve eğlence maksadıyla bunu söyleyen kimselerden daha büyük bir küfür  içinde olduklarını gayet iyi anlarsın. Çünkü genelde şakacı, insanları güldürmek için diliyle söylediği şeylere kalbiyle inanmaz. Fakat bir korku sebebiyle ya da insanların elindekilere tamah ederek küfür ifade edecek sözler söyleyen kimse şeytanın şu sözünü doğrulamış olur:
“Åžeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliÄŸi telkin eder.” (Bakara: 268). Onun tehdidinden korkar: “İşte o ÅŸeytan, ancak kendi dostlarını korkutur.” (Ali İmran: 175).
Rahman, ÅŸeytanın sözünü doÄŸrulamıyor: “Allah ise size maÄŸfiret ve bol nimet vaat ediyor.” (Bakara: 268). Cebbar olan Allah’tan korkmaz:  “Åžu halde iman etmiÅŸ kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Ali İmran: 175). Bu haliyle o, Rahman’ın dostu olmaya mı layıktır, yoksa ÅŸeytanın dostu olmaya mı layıktır?!
İkinci ayet: “Gönlü imanla dolu olduÄŸu halde tehdit altında kalan kimse müstesna, iman ettikten sonra kim gönlünü kafirliÄŸe açarsa iÅŸte Allah’ın gazabı onlaradır ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl: 106).
Demek ki Allah Teala bunlardan ancak kalbi imanla dolu olduÄŸu halde tehtid altında kalan kimseleri mazur saymaktadır. DiÄŸerlerine gelince bunlar ister korkudan, ister açgözlülüğünden, ister birisine ÅŸirin görünmek için, İster vatanına, milletine veya aÅŸiretine düşkünlüğüden dolayı yapsın, isterse ÅŸaka ve eÄŸlence olarak veya baÅŸka bir ÅŸeyden dolayı yapsın kafir olur. Çünkü ayet bir kimsenin ancak bir fiili iÅŸlemeye veya bir sözü söylemeye zorlanabileceÄŸine delalet ediyor. Kalbin inanmasına gelince hiç kimsenin kalbi bir ÅŸeye iman etmeye zorlanmaz. Yukarıdaki ayetin devamında Allah Teala şöyle buyurur: “Bu azap onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah’ın da kafirler topluluÄŸunu hidayete erdirmemesinden ötürüdür.” (Nahl: 10). Allah Teala bu azabın itikat, cehalet, dini beÄŸenmeme veya küfrü beÄŸenme sebebiyle deÄŸil, sadece dünya menfaatini dine tercih etme sebebiyle olduÄŸunu açıklamaktadır. Allah en iyi bilendir.
Allah sana hidayet etsin, bütün bunlardan sonra artık senin rabbine tevbe etmenin, O’na dönmenin ve içinde bulunduÄŸun hali terk etmenin zamanın gelmedi mi? Çünkü durum, senin de iÅŸittiÄŸin gibi çok ciddidir, sorun büyüktür ve önemlidir.”
Abdunnebi: Allah’tan af diliyor ve O’na tevbe ediyorum. O’ndan baÅŸka ilah olmadığına ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in O’nun peygamberi olduÄŸuna ÅŸehadet ediyorum. Allah’tan baÅŸka tapmış olduÄŸum ÅŸeylerin hepsini artık inkar ettim. Allah’tan önceki yaptıklarımı mazur görmesini ve beni affetmesini, bana lutfu, maÄŸfireti ve rahmeti ile muamele etmesini ve huzuruna varıncaya kadar beni tevhid ve sahih bir inanç üzere sabit kılmasını diliyorum. Ey Abdullah kardeÅŸim! Bana yaptığın bu nasihattir -ki din nasihattir- ve içinde bulunduÄŸum durumu yani ismimin Abdunnebi olmasını reddettiÄŸinden dolayı da Allah’ın seni iyilikle mükafatlandırmasını diliyorum. İsmimi Rahman’ın kulu anlamında (Abdurrahman ) olarak deÄŸiÅŸtirdiÄŸimi sana haber veriyorum. Ayrıca taşıdığım sapık düşünce ve inançlarımı düzelttiÄŸin için de Allah senden razı olsun. EÄŸer ben onlarla Allah’ın huzuruna varmış olsaydım asla kurtulamazdım.
Fakat ben senden son olarak, pek çok kimsenin içine düştüğü bazı yanlışlıkları bana anlatmanı istiyorum.
Abdullah: önemli değil, beni iyi dinle:
Önemli Uyarılar* Kitap ve sünnetteki farklı anamlara gelebilecek ÅŸeylerden fitne çıkarmak ve te’vil yapmak için ihtilaf edilen ÅŸeye uymayı kendine ÅŸiar edinme. Gerçekte bü tür ÅŸeylerin te‘vilini/hangi anlama geldiklerini Allah’tan baÅŸka kimse bilmez. İlimde derinleÅŸmiÅŸ kiÅŸilerin ÅŸiarı senin de ÅŸiarın olsun. Onlar müteÅŸabihler hakkında: biz bunların hepsinin Allah’tan olduÄŸuna iman ettik, derler. ihtilaf edilen ÅŸeyler hakkında Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Şüpheli gördüğün ÅŸeyi bırak, şüpheli görmediÄŸin ÅŸeyi al.” Bu hadisi Ahmed ve Tirmizi rivayet etmiÅŸtir.
Yine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kim şüpheli ÅŸeylerden sakınırsa dinini ve namusunu/ÅŸerefini korur. Kim şüpheli ÅŸeylere dalarsa haramların içine düşer.” Bu Hadisi Buhari ve Muslim rivayet etmiÅŸtir.
Bir baÅŸka hadiste şöyle buyurur: “Günah ve kötülük, gönlünü tırmalayan ve insanların bilmesini istemediÄŸin ÅŸeydir.” Bu Hadisi Muslim rivayet etmiÅŸtir.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) üç defa: “Fetvayı kalbine ve kendine sor” buyurduktan sonra şöyle dedi: “İylik, nefsin ve kalbin mutmain olduÄŸu yatıştığı ÅŸeydir. Kötülük ise, insanlar sana fetva verseler de nefsi rahatsız eden ve kalbi tereddüte düşüren ÅŸeydir.”
* Heva ve hevese uymaktan sakın. Çünkü Allah Teala ÅŸu ayetiyle bundan sakındırıyor: “Gördün mü heve ve hevesini ilah (ma’bud) edineni?” (Furkan 43).
* KiÅŸilere, görüşlere ve babadan atadan gelen ÅŸeylere taassup ile baÄŸlı kalmaktan sakın. Çünkü bu taassup, kiÅŸi ile hakikat arasında bir perdedir. Hakikat müminin yitiÄŸidir. Nerede bulursa onu almak hakkına sahiptir. Alah Teala şöyle buyurmaktadır: “Onlara: Allah’ın indirdiÄŸine uyun, denildiÄŸi zaman, onlar: “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulunduÄŸumuz yola uyarız” dediler. Ya ataları bir ÅŸey anlamamış, doÄŸruyu da bulamamış idiyseler?” (Bakara: 170)
* Kafirlere benzemekten sakın. Bütün musibetlerin başı kafirlere benzemektedir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuÅŸtur: “Kim bir  topluluÄŸa benzerse onlardandır.” Bunu Ebu Davud rivayet etmiÅŸtir.
* Allah’tan baÅŸkasına tevekkül etmekten sakın. Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter.” (Talak: 3)
* Allah’a masiyette herhangi bir yaratılmışa itaat etme. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuÅŸtur: “Yaratıcıya isyanda yaratılmışa itaat edilmez.”bunu Tirmizi rivayet etmiÅŸtir.
* Allah hakkında kötü zandan sakın. Kudsi bir hadiste Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Ben kulumun bana olan zannı üzereyim.” Bu hadisi Buhari ve Muslim rivayet etmiÅŸlerdir.
* Bela ve musibeti, gelmaden önce engellemek için veya geldikten sonra kaldırmak için küpe, yüzük, iplik gibi şeyleri takınmaktan sakın.
* Göz deymesinden korunmak için muska/nazarlık takmaktan sakın. Çünkü bu bir ÅŸirktir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuÅŸtur: “Kim bir ÅŸey takınırsa ona havale edilir’’ Bunu Ahmet ve Tirmizi rivayet etmiÅŸtir.
* Taşlardan, ağaçlardan ve eski  eserlerden ve binalardan bereket umma. Çünkü bu şirktir.
* Hangi ÅŸekilde olursa olsun uÄŸursuzluÄŸa inanma. Bu da bir ÅŸirktir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuÅŸtur: “UÄŸursuzluk inancı ÅŸirktir.” Bunu Ahmed ve Ebu  Davud rivayet ettmiÅŸtir.
* Gaybı  bildiklerini iddia  eden ve gazete sayfalarında  burçlarını ve burçlara sahip olan kiÅŸilerin mutluluklarını ve mutsuzluklarını açıklayan büyücüleri ve falcıları tastik etmekten sakın. Onları tasdik etmek ÅŸirktir. Çünkü  gaybı ancak Allah bilir. Â
* YaÄŸmurun yaÄŸmasını yıldızlara ve mevsimlere nispet etmekten sakın. Çünkü bu bir ÅŸirktir. Bu ancak Allah’a nispet edilir.
* Kim olursa olsun Allah’tan baÅŸkasının adıyla yemin etmekten sakın. Çünkü bu bir ÅŸirktir. Bir hadiste şöyle geçmiÅŸtir “Kim Allah’tan baÅŸkası adına yamin ederse kafir veya  müşrik olur.  Bunu Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmiÅŸtir. Peygambere veya emanete veya bir  eÅŸyaya veya hayata yemin etmek gibi.
* Zamana, rüzgara, güneÅŸe, sıcaÄŸa ve soÄŸuÄŸa sövmekten sakın. Çünkü bunlara sövmek, bunları yaratan Allah’a sövmek demektir.
* HoÅŸuna gitmeyen bir ÅŸey başına geldiÄŸi zaman “eÄŸer/keÅŸke” kelimesinden sakın.  Çünkü bu kelime ÅŸeytanın iÅŸbaşı yapmasını saÄŸlar. Bunda Allah’ın takdirine itiraz vardır. Fakat böyle durumda “Allah’ın takdiridir, dilediÄŸini yapar” de.
* Kabirleri mescıid haline getirmekten sakın. Çünkü içinde kabir olan mescitte namaz kılınmaz. Buhari ve Müslim’de AiÅŸe radiyallhu anha’dan sahih olarak rivayet edildiÄŸine göre peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ölmeden hemen önce şöyle buyurdu: “Peygamberlerin kabirlerini mescid haline getiren Yahudiler ve  Hıristyanlara Allah lanet etsin.”
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ümmetini onların yaptıklarından sakındırmak için böyle demiÅŸti. AiÅŸe hadisin devamında dedi ki:  “EÄŸer bu endiÅŸe olmasaydı onun kabri açıkta bırakılacaktı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden öncekiler peygamberlerinin ve salihlerinin kabirlerini mescid  haline getirdiler. Siz kabirleri mescit  edinmeyin. Ben sizi bundan men ediyorum.” Bunu Müslim ve Ebu Avane rivayet etti.
Uydurma Hadisler* Peygamberin zatıyla veya onun ümmetinden salih kiÅŸilerle tevessül etmekle igili olarak yalancıların Peygamber’e  nispet ettikleri hadisleri tasdik etmekten sakın. Bu hadisler  mevzudur /uydurmadır. Bu uydurma hadislerden bazıları ÅŸunlardır: “Benim makamımla tevessül edin. Çünkü Allah katında benim makamım çok büyüktür.” “Çaresiz kaldığnız zaman kabirdekilerilere müracaat edin.” “Biriniz bir taÅŸ hakkında hüsnü zan beslerse ona fayda verir.” “Allah Teala her velinin kabrinde bir meleÄŸi görevlendirir. O melek insanların ihtiyaçlarını giderir.”  Butür uydurma hadisler pek çoktur. * Mevlid, ReÄŸaib, Miraç ve Åžaban’ın on beÅŸinci gecesi vs. diye isimlendiren dini törenlerden sakın. Bunlar bid’ attir. Bunların ne Rasululah sallallahu aleyhi ve sellem’den ne de onu bizden daha fazla seven ve bizden daha fazla iyiliklere düşkün olan sahiblerinden bir delili yoktur.  EÄŸer bunlarda  hayır olsaydı bizden önce onlar yaparlardı. |